İngiltere’de Yaşamaya Alışmak Kolay mı?

Gerek yapılan ropörtajlarda gerekse blog yazılarımın yorum kısmında sıkça sorulan sorulardan biri de bizim ve çocuklarımızın İngiltere’deki yaşama adaptasyon sürecimiz. Öncelikle “İngiltere’de yaşamaya alışmak kolay mı?” sorusuna kocaman bir “HAYIR” ile cevap veriyorum. Hiç kolay olmadı. 2021 yılı başı itibariyle 5.5 yıldır İngiltere’de yaşıyor olmamıza rağmen hala buraya tamamen alıştık diyemiyorum, ne yalan söyliyeyim, diyeni de pek inandırıcı bulmuyorum.

 

Gelelim İngiltere’ye adaptasyon sürecimize ve alışmakta zorlandığımız konulara…

 

Çocukların İngiltere’de Okullarına ve İngilizceye Adaptasyonları

Pek çoğumuzun İngiltere’ye çocuklarımızın geleceği için geldiğimiz düşünüldüğünde en çok merak edilen konu onların İngiltere’de okullarına alışma ve İngilizce öğrenme süreçleri oluyor. Çocuğum İngilizce bilmiyor, dışlanır mı?  Başlangıçta dersleri anlayamayacağı için geri kalır mı?İngilizceyi çabuk öğrenir mi?  Ne kadar sürede kendini rahatlıkla ifade edecek seviyeye gelir? gibi sorular çok geliyor. Her ne kadar çocuklar adaptasyon konusunda büyüklerden çok daha başarılı olsalar da bu iş öyle üç beş ayda çözülmüyor.

Kaş göz yararak konuşan, hata yapmaktan korkmayan girişken çocuklar 6 ay, 1 yıl gibi bir sürede bu işi çözse de yeterince iyi olmadığını düşünüp çekinen, mükemmeliyetçi çocuklar için bu süreç 2 yılı bulabiliyor. Bu anlamda İngilizceyi kasarken bir de derslerle uğraşmasınlar diye çocuklar 6 yaşından daha küçükken İngiltere’ye göç etmek  daha mantıklı duruyor.

Tabi bu 2 yıllık alışma süreçte tırnaklar köküne kadar yeniyor, özgüvenler dibi görüyor. Çocukların geleceğine yatırım yapacağız derken geçmişlerinde çocukluk travmaları da oluşuyor olma ihtimalimiz bulunuyor:)

Daha detaylı bilgi için İngiltere’de İlkokullar’daki Eğitim Sistemi, Türk çocuklarının İngilizce ile İmtihanı başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

İngiltere’de Hayat Akışının Aşırı Yavaş Oluşu

Türkiye’deyken metropolde yaşamış ve mizaç olarak biraz da sabırsız bir insansanız İngiltere’de vay halinize!

İngiltere’de hayat bayağı bir yavaş akıyor. Buraya ilk taşındığınızda elinizdeki parayı yatıracağınız vadesiz bir banka hesabı bile açmanız haftalar, hatta aylar sürebiliyor. Kredi kartı çıkartmak mı dediniz? Ooo onun için daha bir fırın ekmek yemeniz gerekiyor. Evinizde birşey mi bozuldu? Tamirciden randevu almak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Siz iyisi mi Youtube’dan tamir videolarını seyredin, sonuca daha çabuk ulaşmanız daha büyük ihtimal.

En çok “Ya sabır” çekeceğiniz yerlerse market sıraları oluyor. Sepetinizdekileri ödemek için beklerken önünüzdeki kişi sanki sırada bekleyen o kadar insan yokmuş gibi ağır aksak parasını çıkarırken, hatta kasiyerle sohbete dalarken sizin ömrümüzden ömür gidiyor.

Trafikte insanlar ilerlemekten ziyade bir sebep olsa da dursak kafasındalar. Herkesin birbirine yol verişi acaba bundan mı kaynaklanıyor?:)

 

İngiltere’de Her İşi Kendimiz Yapmaya Alışma Sorunsalı

Az önceki maddede bahsettiğim gibi iş gücünün kolay ulaşılamaması ve ulaşılsa bile astarı yüzünden pahalıya gelmesi sebebiyle İngiltere’de mümkün mertebe her işi kendinizin yapar hale geliyosunuz. Çocukların saçını kesme, duvar boyama, tamirat işleri, kişisel bakım, ev temizliği gibi Türkiye’de yapmanıza hiç gerek kalmayan işler burada sizin üzerinize kalıyor.

Hele bir çöp ayrıştırma ritüeli var  ki dillere destan. Naylonlar ayrı kutuda, kağıtlar ayrı kutuda, yiyecek çöpleri ayrı kutuda, cam şişe ve konserveler ayrı kutularda toplanıp, belirli haftalarda bir grup belirli haftalarda diğer grup olmak üzere haftanın bir günü evin önüne ayrı ayrı bırakılmak suretiyle toplanıyor!

 

İngiltere’nin Muhteşem! İklimi

İngiltere’de yaşarken insan ara ara kendini şu soruyu sorarken buluyor? “Niye medeni ülkelerin havası böyle kasvetli? Acaba medeniyetler kötü hava şartlarında mı kurulabiliyor? ” İngiltere’nin yaz ortasında bile yağan yağmuruna, güneşsizliğine, kasvetine A-LI-ŞIL-MI-YOR. Özellikle Eylül, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye ılık ılık, tatlı tatlı güneşin tadını çıkarırken, pastırma üzerine pastırma sıcakları yaşarken, bitemeyen bir deniz sezonunun sefası sürülürken, İngiltere’de erkenden girilen kış moduna hiç alışılmıyor. İnsan iyiye güzele alışıyor da bu kadar mod düşürücü bir etkene alışmak hiç kolay olmuyor. İngiltere’nin doğası çok güzel de, “Ne kadar güzel bir yerde yaşıyorum” diye şükrettiğiniz anlar nadiren de olsa güneşin yüzünü gösterdiği anlar oluyor. Demek ki neymiş? Sıcak şart değil ama güneş şartmış:) İngiltere maalesef güneş konusunda çok cimri davranıyor.

 

Göçmen Olmak Demek “Arafta Kalmak” Demek

İngiltere’ye göç ettikten sonra bazı şeylere sıfırdan başlamak zorunda olmak insanı çoğu zaman zorluyor. Türkiye’de ehliyetin varken burada İngiltere’nin trafik kurallarını öğrenip tekrar ehliyet sınavına girmek, Türkiye’de kalifiye bir elemanken burada daha düşük bir pozisyonla iş bulabilmek bunlardan ilk aklıma gelenler. Daha huzurlu ve güvenli bir ülkede yaşamak, çocuklarımıza daha parlak bir gelecek bırakmak için bir şekilde bunlara katlanılıyor ancak insan Türkiye’deki statüsünü de ister istemez özlüyor. Ama Türkiye’den ayrılma sebeplerimiz de ortadan kalkmış değil, hatta durum her gün daha da kötüye gidiyor. Aklı başında olan kimse  dönmek de istemiyor. Kısaca insan arafta kalıyor.

 

Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar:)

Türkiye ile kıyaslandığında İngiltere gerçekten daha medeni bir ülke. İnsan gün geçtikçe bunu daha da iyi anlıyor. Tek sorun şu ki bu medeniyet İngilizlerin kurduğu bir medeniyet. Biz Türküz ve yetişmiş olduğumuz kültür de Türk kültürü.  Medeni hayatlar yaşamak için İngiltere’ye gelsek de, burada yaşamaya alışmaya çalışsak da hiçbir zaman İngiliz kültürüne ait hissedilmiyor, huzurlu ve güvenli bir yaşam için bu kültürün kurmuş olduğu düzene ayak uyduruluyor.

 

İngiltere’de yaşamaya başladıktan sonra

  • Yolda hep gülümseyen, selam veren, karşısındakine saygı duyan insanlarla karşılaşmak,
  • Şehrin merkezinde müstakil ve bahçeli evlerde yaşamak,  yemyeşil devasa parklara evden çıkıp yürüyerek ulaşabilmek,
  • Bisikleti hobi olarak değil seyahat aracı olarak kullanabilmek, Türkiye’dekine göre çok daha sportif bir yaşam sürmek
  • Dünyanın dört bir yanından gelen envai çeşit sebzeye, meyveye, şarküteri ve peynir ve et çeşitlerine uygun fiyatlarla ulaşabilmek,
  • Çocukların İngilizceyi anadilleri gibi konuşabilmesi için özel okullara milyonlarca para akıtmıyor olmak,
  • Kendini güvende hissetmek, adalet sistemine güvenebilmek

gibi konulara ise alışmakta zorlandığımızı söyleyemem, malum iyiye güzele alışmak kolay oluyor:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.