Gemi ile Santorini Mikonos Tatili

Yaz sonunda çocuksuz gitmeyi planladığımız tatilin dinlenmeli mi yoksa gezmeli mi olacağı konusunda eşimle fikir ayrılığına düşüyoruz. Ben Ege Akdeniz sahillerine gideceksek çocuklar da olsun istiyorum, çocuklar olmayacaksa vizemiz varken görmediğimiz Yunan adalarından birine gidelim diyorum.
Eşim ise hem çocuksuz olmak hem de bir yerleri keşfetmeye uğraşmadan direkt yatışta olmak istiyor. Sadece Santorini ve Mikanos’u gezen 3 günlük kısa gemi turuna rastlayınca neden olmasın diyoruz. Yatmak isteyene gemide yatış,  gezmek isteyene adada geziş var. 🙂 Gemi ile Santorini Mikonos Tatili yapmaya kara veriliyor,çocuksuz tatil planımız şekilleniveriyor.
Perşembe akşamı tur otobüsüyle yola koyulup sabah 9 sularında Kuşadası’na varıyoruz. Kuşadası’nda arkadaş tavsiyesiyle hem limana yakın hem de sakin bir koy olan Yılancı Burnu mevkiini buluyoruz. Başlangıçta deniz dalgalı olduğu için bulanık gözükse de koyun biraz ilerisinde tertemiz bir bölge bulup defalarca denize girip çıkıyoruz… 
 
Ege’yi özlemişiz, çok iyi geliyor. Öğlen kumsalın yanı başında salaş bir restoran olan Fatih’in Yeri’nde kalamar patates ve bira üçlüsüyle mest oluyoruz desem abartmış olmam. Hele sonrasında buz gibi sulara tekrar atlayışımız var ki o an Facebook’ ta “Mutluluk sevdiceğinle kumsalda kalamar ve patates eşliğinde buz gibi bir bira içtikten sonra kızgın kumlardan serin sulara atlamaktır” diye durum güncellemesi yapasım geliyor. 🙂  Öğleden sonra gemiye binmek üzere oradan ayrılmamız gerekiyor.
 
 
16.30 gibi gemiye bindiğimizde öğle yemeğinin devam ettiğini öğreniyoruz. ‘Nasıl yani’ derken kendimizi gemimizin verandasında yemek yerken buluyoruz. Gemi Yunan gemisi olmasına rağmen yemekler yolcu profiline göre hazırlanıyormuş. Bizim turumuzda profilin büyük bir kısmını Türkler, küçük bir kısmını da Japonlar oluşturuyor. O nedenle menü damak tadımıza gayet uygun. Yemekler açık büfe tarzında bir çemberin içine yerleşmiş Filipinli amcalar tarafından servis ediliyor, bizse bu çemberin etrafında gezerek seç beğen al yapıyoruz. Tepsiye büyük bir tabak ve iki kâse koyuluyor, kâselerden birine salata diğerine meyve, ana yemek tabağına da o gün ızgarada ne pişiriliyorsa ondan ve de garnitür alınıyor. Yemekler az, öz ve lezzetli. Gemide teras restoranın dışında biri alakart olmak üzere 2 tane de kapalı restoran var. Biz yemeğimizi hep açık havada verandada yiyoruz ve neyse ki hiç yer bulamama gibi bir sorun yaşamıyoruz.
 
Geç öğle yemeği sonrasında gemimiz Akdeniz sularına doğru yol almaya başlarken odamıza çekilip güzel bir uyku çekiyoruz. Sonra cillop gibi kalkıp verandada akşam yemeği keyfi yapıyoruz…
 
Ertesi sabah Santorini manzarasına karşı aldığımız kahvaltı sonrasında geminin filikası bizi gruplar halinde adaya bırakıyor. Santorini’ nin de böyle bir olayı var. Volkanik bir patlama sonucu  bir kısmı denize batarak yok olmuş olan adaya  cruise’ lar  yanaşamıyor, yakınlarında demir atıp, yolcuları filikalarla iskeleye taşıyorlar.
 
Gemimizin filikasına ikinci turda binip ada iskelesine ayak basmayı başarıyoruz. Ada merkezi Fira Town tam tepemizde. Şimdi gelelim tepeye nasıl çıkacağız mevzuuna. Bunun için iki yöntem mevcut. Teleferik veya Eşek. Balayı tatilinde geldiğimizde teleferikle çıkmıştık, ben bu sefer oyumu eşekten yana kullanıyorum. Eşim ise hiç sevmez böyle tekinsiz işleri, ‘Teleferikten şaşmam’ diyor. Ama beni kırmamak için şaşıyor. 🙂 5 er Euro yu eşekçi amcaya veriyor, önde at üstü eşim, ardında eşek üstü ben Santorini tepelerine doğru tırmanmaya başlıyoruz. 
 
Bu işte bir gariplik olduğunu hayvanların yavaşlayarak kafalarını uçurumdan aşağı uzatıp ot yemeye başladıklarında anlıyoruz. Bizim hayvancıkları yönlendiren biri yok! Şerefsiz Yunanlı bizimle gelmeye üşenmiş, atı dehleyip bizi yollayıvermiş.
Deeeh, hadi oğlum, devam et falan gibi sözlerle gaz veriyoruz ama maalesef olmuyor. Elimizle vurup ilerletmeyi deniyoruz, hayvanlar kafayı çevirip bize pis pis bakıyorlar, tırsıyoruz. Başka bir grup gelir aşağıdan onlara katılırız filan diye bakınıyoruz o da yok. Hayvanlar uçuruma doğru ot yemeye uzandıkça heyecanlanıp “Aaa” diye bağırıyoruz. 
 
Eşim inip yürüyelim diyor. Ben taktım kafaya eşekle tepeye çıkacağım. Zaten inmek istesem hayvanı düz tutup nasıl ineceğim onu bile bilmiyorum. İki ileri bir geri derken eşim attan atlıyor. At boşa çıkınca dönüp hızlıca geri inmeye başlıyor, benim eşek de dönüp peşinden gidiyor. Artık ben de korkuyorum, atıyorum kendimi eşekten aşağı. Yürüye yürüye çıkıyoruz kalan yolu. O adrenalinle tepeye ulaşmak hiç zor olmuyor. 🙂 
 
Adada geçirilecek 5 saatimiz var. Santorini merkezi önceden gezmiş olduğumuz için bu sortimizde adanın güneyindeki gezilecek yerler ve görülecek yerler listesinin başlarında olan siyah kumuyla ünlü Perivolos Beach’e gitmeyi hedefliyoruz. Otobüs terminali yürüme mesafesinde, yarım saatte bir kalkan Perivolos otobüsüne binip 20-25 dakikada siyah kumlara ulaşıyoruz. 
 
 
Plaj füme ve deniz petrol mavisi, manzara muhteşem. Kısa gemi turumuzun ilk ve tek deniz molası, berrak denizin keyfini sürüyoruz.
 
Geçmesini istemediğimiz saatler çabuk geçiyor klasik, artık dönüşe geçmeliyiz. Otobüs beklediğimizden geç geliyor ve beklediğimizden geç gidiyor! Yarım saat oldu Santorini merkeze yaklaşmış bile değiliz. Muavine nedenini sorduğumuzda öğreniyoruz ki geldiğimiz otobüs ekspres imiş, şu an bulunduğumuzun ise girip çıkmadığı köy yok! Muavinin bize verdiği tahmini varış saati bizim geminin kalkış saatinden sonrasına tekabül ediyor. Aman Allahım!
 
İş görüşmelerinde stres altında çalışmaya yatkın mısınız sorusuna evet diye yanıt veriyordum ya, külliyen yalan…  Direkt paralize oluyorum. Bu konularda üstadımız eşim. Merkeze daha çabuk nasıl ulaşabileceğimizi soruyor, taksi diyorlar, bir numara veriyorlar, apar topar otobüsten iniyoruz ama verdikleri numaradan hiçbir yere ulaşamıyoruz. Otostop çekmeye karar veriyoruz. En son otostop çekeli 20 yıl filan olmuş, nasıl yapıyorduk, baş parmak havaya! 
 
Yardımsever bir yunan vatandaş duruyor sağolsun, bizi merkeze atıyor. Merkeze varınca iş bitiyor mu bitmiyor! Son filikanın kalkma saatine 5 dakika var, biz hala tepedeyiz ve teleferik kuyruğunda aşağı inmek için bekleyen en az 200 kişi var. Benim film orada kopuyor. Başlıyorum ağlamaya. İnsanlar acıyor, yol veriyor, ağlaya ağlaya bütün sıranın önüne geçiyorum, işe yaradığını görünce bilerek daha çok ağlıyorum, ilk başta bizi durduran teleferik görevlileri artık bize eskortluk yapıyorlar ve gelen ilk teleferiğe oturuyoruz ve son filika aşağıda bizi bekliyor. Zafer bizimdir:)
 
Ne uğursuz Santorini’ymiş be arkadaş, daha da olsa gelmem!
 
Santorini’den sonra mini cruise’umuz rotasını Mikonos’ a çeviriyor. Biz de odamıza çekilip Mikonos geceleri için uyku depoluyoruz. Gemiden iniş saati 21:00, biniş saati 03:00. Mikanos için ideal bir zamanlama. Yine çok seviyoruz bu rengârenk adayı. Daracık sokaklarında başıboş dolaşmak bile güzel. Cuma akşamında olduğumuzdan mütevvellit restoranların sokaklara taşan masaları tıklım tıklım herkes uzo ve şarap kadehi tokuşturuyor. 
 
 
Gezmekten yorulup hafif ıssız bir yerde iskele tarzı bir çıkıntıdan denize doğru ayaklarımızı sallandırıyoruz. Biz yaşlarında biri yaklaşıp eşime saati soruyor, cevap veriyoruz. Birazdan gelip saatinin  çok güzel olduğunu söylüyor, anlam veremiyoruz. Bir süre sonra tekrar gelip birlikte bir şeyler içmeyi teklif ediyor. İşte orada kopuyoruz. Benimle evli olduğunu filan anlatmaya çalışıyor garibim. Çocuğu başımızdan zor savuyoruz.Bu olayı uzunca bir süre hatırlayıp, bolca gülüyoruz. 🙂 
 

Gece boyunca o bar senin, bu bar benim, sabahlar olmasın modunda takılıyoruz. At arabamız balkabağına dönüşmeden eğlenceyi bırakmak zorunda kalıyor, 3’e doğru koşar adım gemimize biniyoruz. 
Ertesi gün tüm gün yoldayız. Günü bol bol yiyerek, keman ve piyano dinletisi eşliğinde gevşeyerek, spor yaparak ve karaoke barda şarkı söyleyerek geçiriyoruz. 
 
 
Gemi bir sonraki sabah Karaköy Limanına varıyor. Eski İstanbul manzarasına karşı kahvaltımızı edip, gemimizle vedalaşıyoruz.
 
Gezimiz  ile ilgili ilginç bir anekdot da şu: 2002 yılında balayında yaptığımız Patmos, Rodos, Girit, Santorini, Mikonos gezilerini kapsayan 5 günlük cruise turundaki gemimiz olan Aegean 1, 2010 yılında tamamen yenilenerek Aegean Odyssey ismini almış ve biz farkında olmadan 9 yıl aradan sonra balayındaki gemimizin aynısı ile tekrar cruise yapmışız. 🙂 Hayat. 🙂 
SAKIZ ADASI nasıl biraz da ona bakalım diyorsanız tıklayın…
Samos adası da favorilerimden. SAMOS ADASI için tıklayın…
Bodrum’dan feribotla geçilen KOS ADASI için tıklayın…
Marmaris’ten feribotla geçilen RODOS ADASI için tıklayın…
En güzel adalardan THASSOS ADASI için tıklayın…

1 Comment

  • Geri bildirim: Yunan Adaları Tatili | Gezenti Anne

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir